Es-Selamun Aleykum ve Rahmetullah,
Rabbimden dileğim avf ve afiyet halinde olmanızdır.
Bizleri soracak olursanız Allah’a (cc.) hamd olsun iyiyiz. Rabbimizin bizlere takdir ettiği şu günleri, O’nun da yardımı ile O’nun razı olacağı şekilde geçirmeye çalışıyoruz. Allah’ın (cc.) bize lutfetmesiyle biliyoruz ki:...
Rabbimiz güzeldir, temizdir (El-Cemil, Et-Tayyib) O’ndan gelen, O’ndan olan herşeyde böyle güzel ve temizdir. O merhametlidir. Kendi yandaşlarını, kendi yoluna gönül koymuş insanlara haşa zulmetmez, sahipsiz bırakmaz. Allah (cc.) merhametinden yüzde bir parçayı dünyaya indirmiştir. Bütün kainat onunla birbirine merhamet eder. Bunun doksan dokuz parçasını yanında tutan Allah (cc.) hiç kullarını rahmetsiz bırakır mı?
İçinde olduğumuz süreci değerlendirecek olursak;
Ya bizler çok değerli kullarız, Allah’ta (cc.) tüm değerli kullarını imtihan ettiği gibi bizi de imtihan ediyor, -ki peygamberlerin imtihanı bu yöndedir- ta ki Allah (cc.) ile karşılaştıkları günde hesaba çekilecekleri tek günahları kalmasın.
Ya da bizler günahkar insanlarız, azgınlığımızın sonucu ve cezası olarak Allah (cc.) bizleri imtihan ediyor.
Birincisi biz olamayız. Günahlarımız, gafletimiz buna engeldir. Şayet ikinci grupsak, günahlarımız ve azgınlıklarımızdan dolayı Allah’a tevbe eder, musibetinden dolayı sayısız hamd ederiz.
‘Bizi günahlarımız ve azgınlığımızla başbaşa bırakmayan, bizi unutup, kendisini de unutturduklarından kılmayan Allah’a hamd olsun.’ deriz.
Bir de Allah’ın mühlet verdiği, nimetlere boğup iyice azgınlaştırdığı kavimler olduğunu unutmayın. Rabbim bizlere merhamet ettiği için O’na sonsuz hamd olsun.
Şayet üçüncü grup isek: Yine O’na hamd olsun, bizleri kendi yolunda hazırlayacak kadar, bizlere değer vermesi bize verilecek en büyük şereftir.
Sonuç olarak: Her hâlükârda hayır içerisinde hamd etmemiz gerekir. Zaten mü’min de böyledir. Rasulullah (as.) hadiste;
“Mü’minin işi şaşılacak cinstendir. Bela isabet eder, sabreder ecir alır. Nimet isabet eder şükür eder ecir alır.” buyurmaktadır.
Kardeşler:
Bu süreçte bize düşen, Allah’a tevekkül edip, çalışmalara daha düzenli şekilde devam etmektir. Çünkü ağlamanın, mızmızlanmanın, keşkelerle ortam karıştırmanın ne dünyaya ne de ahiretimize faydası yoktur. Bilakis sancağın bize emanet edildiğini düşünerek dört elle yapışmalı, elimizden gelenin fazlasını yapmalıyız. Ne dışarıda ne de içeride olanlar bir an gevşemeden, herkes üstüne düşene dört elle sarılmalıdır.
Bu tür durumları kollayan şeytan sizlere vesvese verebilir; ‘Dışarıda olsalar kardeşler daha faydalı olurdu, sürekli çalışma böyle baltalanırsa nasıl mesafe kat edeceğiz!’
Unutmayın ki Allah (cc.) ne takdir etmişse bizim için hayır olanda, başarı olanda odur. Bu vesvese tevhid üzere olan birçok topluluğu dininden etmiştir.
Oysa Allah (cc.) başarıyı, bereketi, ahiret yurdunu düzenli çalışmaya değil, O’na hakkıyla teslim olup, hiçbir surette O’ndan ve vaadinden şüpheye düşmeyen insanlara verir. Bu tüm insanlık tarihinde böyle olduğu gibi günümüzde de böyledir.
Kaçanlar, saklananlar, başarıyı sıkıntısızlıkta görenler tarih çöplüğünde fosilleştiler. Adananlar, öne çıkanlar, teslim olup her hallerin de bozulmadan Allah’a (cc.) kulluk edenler ise, mü’minlerin rahmetle andığı ve a’la-ı iliyyinde nimetlenenler oldular.
Bize düşen Allah’ın kendine teslim olup yola devam etmektir. Gerisi tamamen Allah’ın meşiyetindedir. Sizleri Allah için seviyor, ayrı ayrı muhabbetle kucaklıyorum. Bizleri dualarınızda unutmayın, bizler sizlere duacıyız.
Selam ve Dua ile kardeşiniz Halis...





